Java Günlüğüm
Yazılım, Java, BT, azıcık felsefe, biraz mizah...
  • Udemy Eğitimleri
  • Temiz Kod
  • Tasarım Kalıpları
  • Hakkımda
  • Arşiv
RSS
31 Ocak 2014

İngilizce’de “Variable” Kelimesi Nasıl Telaffuz Edilir?

Akin Kültür, Bilgi ve Düşünce

Yok artık farz oldu bu konuda bir yazı yazmak. Dünyanın en önemli problemi değil ama garip ve benim için rahatsız edici. Affınıza sığınarak bu konuyu gündeme getirmek istiyorum. Konu şu: İngilizce’de “değişken” anlamına gelen “variable” kelimesi nasıl telaffuz edilir?

2001 yılında ülkeme kesin dönüş yapıp BT sektöründe çalışmaya başladığımda en dikkatimi çeken şeylerden birisi de dili kullanımımız olmuştu. Örneğin “kasmak” ya da “kanka” kelimelerinin manalarını öğrenmem için gayret sarfetmem gerekmişti. Çünkü ben 90ların başında ABD’ye giderken “kanka” kelimesi yoktu dilimizde, “kasmak” kelimesi de çok nadiren kullanılıyor, hele hele “program kasıyor” gibi bir bağlamda kesinlikle kullanılmıyordu, olsa olsa “program zorluyor” denirdi. Dilin kullanımına ilgim vardır biraz, o yüzden böyle gözlemler yapmak çok hoşuma gitmişti bir Wittgenstein hayranı olarak. Sonuçta dili nasıl kullandığımız, zihnimizin bizi en çok ele veren yönüdür.

İngilizce ile olan muhabbetimiz de öteden beri ilgimi çekmiştir. Gerçi ben lisede Fransızca okudum ve İngilizce’yi liseden sonra öğrendim. Liseyi bitirdiğim sene kendi kısıtlı imkanlarımla ve uzaktan öğrenim ile İngilizce’ye başladım. O yaz Ayvalık’ta çalıştığım motele gelen yabancılarla konuşma çabalarımı hatırlıyorum. Hem İngilizce’ye yeni başlamışsın, hem İngilizce diline ses olarak hiç bir aşinalığın yok, hem de utangaç mı utangaç bir tipsin 🙁 Gel de derdinin anlat ya da karşıdakini anla 🙂 Hatırlıyorum, İngilizce kulak aşinalığım dinlediğim yabancı müzikler, mesela Alphaville’in “Big in Japan” ya da Laura Branigan’ın “Self control” gibi şarkıları, TRT’de yayınlanan Anadolu Üniversitesi AÖF İngilizce derslerinde kafasını sallayarak konuşan, küt kesim saçlı bir Türk akademisyen kadın ile saf kan İngiliz bir egitmenin konuşmaları ve yine TRT radyosunda öğleden sonraları yayınlanan BBC İngilizce dersleri üzerine bina edilmişti sadece. Düşünün donanımımı 🙂

Peki, uzatmayalım, tüm bunların “variable” ile ilişkisi nedir? Malum eğitimli tipleriz ya biz ve son günlerde ortalıkta “plaza İngilizcesi” kavramı da dolaşıyor ya. Bu aspekten meycır konsörnüm de benim milletçe “variable” kelimesini nasıl telaffuz ettiğimiz oldu 🙂 Yazılımcının/programcının en temel soyutlamalarındandır “variable” yani değişken. Eee, İTÜ’de okursan “değişken” dersin, ODTÜ’de ya da Boğaziçinde okursan “variable” dersin. Dolayısıyla biz İTÜ’de “değişkene değer atayalım” derken İngilizce eğitim veren yerlerde “variablea value assign edelim” deniyordu bu memlekette. Şimdilerde de İngilizce yönünden malesef durum çok farklı değil gibi geliyor bana.

ABD’ye gittiğimde, beğenmediğimiz ve her fırsatta aşağıladığımız Arapların bile uçaktan indikleri gün son derece rahat bir şekilde İngilizce konuşup “oh really?” diye ifadeler kullanmalarını arkadaşlarla hayretle izlemiş ve tartışmıştık, “olum bu dünyada hazırlık okutmasına rağmen evlatlarına rahatça ‘oh really’ demesini ögretemeyen bir biz varız sanırım” demiştik. İşte bu travma ülkeme dönüp de kendisiyle çalışmaya başladığım anadolu lisesi ve sonrasında ODTÜ’den mezun olmuş bir BM arkadaşımın, “variable” kelimesini “ve’rayıbıl” olarak telaffuz etmesiyle doruk yaptı. Hatırlıyorum o zamanları, ben ukalalık olur diye arkadaşımın bu yanlışını düzeltmekten çekinirken o arkadaş, şirkette bulunan bir lise mezunu arkadaşla İngilizcesi yüzünden dalga geçiyordu.

Ne bileyim ben mi fazla takıyorum böyle şeylere? (Bu yazıyı bile yayınlamadan önce en az 10 defa okumuşumdur.) Mesela ben de üniversite 2’nin yazında Ayvalık’ta Komili tesislerinde staj yaparken yanımda getirdiğim “Linear and Non-linear Circuits” kitabın ismini okurken “layniır” demiştim de yanımdaki ODTÜ’lü arkadaş beni fena halde düzeltmişti 🙂 Aynı anı taaa Amerika’da “return”ü aynı yazıldığı gibi okuduğumda bir Bilkent’li arkadaş yaşatmıştı bana. Ne diyeyim, bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıpmış. Ama sonuçta bu anlar benim en çok embarest olduğum anlar. Bu yüzden karar verdim tüm milletimin İngilizcesini düzeltmeye 🙂 Yapılabilitesi var mıdır bilmiyorum ama deneyeceğim 🙂

Bu gibi potları sadece İTÜ’lüler kırar diye düşünüyordum. Öyle değilmiş, bu ülkede “variable” kelimesini doğru düzgün telaffuz eden pek kimse görmedim malesef. Nereden mezun olursa olsun, liseyi anadolu lisesi ya da özel lisede de okumuş olsa, sonrasında üniversitede İngilizce ya da İngilazca eğitim almış da olsa bu ülkedeki her eğitimli anlaşmışçasına “variable”ı “ve’rayıbıl” diye telaffuz ediyor. Bunu ilk duyduğumda şaşırmıştım, sonra her yerde aynı şekilde duyunca, “abi ben mi yanlış biliyorum” diye şüpheye düşüp, sesli sözlüğe baktığımı hatırlıyorum 🙂 Google’da “how to pronounce variable” yazıp arayın ve gelen linklerden dinleyin. Doğrusu “‘veəriəbl” yani ‘v’ ile başlıyor,’w’ değil, ‘a’ ile ‘e’ arasında bir sesle devam ediyor ama vurgu ‘v’ harfinde, ‘r’de değil. Telaffuzda iki defa geçen ‘ə’nin ki ismi “Schwa” imiş, verdiği sesi yine İnternet’ten bulabilirsiz. (Bu şekil bağlama göre farklı seslere karşılık geliyor, örneğin “about”da ‘a’, “taken”‘da ‘e’ sesini ifade ediyor. Ayrıca bu ses Ingilizce’deki en çok kullanılan ses imiş.) Sonuçta, “ve’rayıbıl” degil, “‘veriyıbıl” doğrusu. Bu yanlış telaffuzu devam ettiren doktoralı hocalar gördüm ben bu ülkede, gerisini varın siz düşünün.

Neden böyle bir yanlış yapıyoruz ki? Acaba en temel kelimelerden olan “ben”in İngilizcesinin “I”ın yani, “ay” diye telaffuz ediliyor olması bizde “araya bir ‘ay’ sıkıştırdın mı al sana İngilizce” diye bir kanı mı uyandırıyor ne? Her gördüğümüz “i” harfini “ay” diye okumak hoşumuza gidiyor sanırsam. İngilizce ile ilgili böyle “kırım kırım kırılan” bir dil algısı iliklerimize işlemiş, bende de aynı algı vardı açıkçası. Örneğin “garage”ın telaffuzunu duyunca ben de şok olmuştum.

Bu gibi potları sadece biz kırarız diye düşünüyordum 🙂 Onda da yanılmışım. Geçen gün etrafındaki tonla Çinli ile çalışmak zorunda kalan oğlum Selman, New York’ta, yanında yeni işe başlayan ve Columbia U.’den masterlı bir istatistikçi Çinli kızın da bu kelimeyi “ve’rayıbıl” diye telaffuz ettiğini ve bu durumun kendisini dumur ettiğini söylemesin mi? Yuh dedim yani 🙂 İşin problemli tarafı dünyada bir milyar küsur Çinli var ve bunların hepsi bu kelimeyi böyle telaffuz ediyorsa, doğrusu zaten “ve’rayıbıl” olmuş ve Amerikalılar falan hep yanlış telaffuz ediyorlar demektir bu kelimeyi 🙂 Amerikalılar için hava hoş, bizle yarışamazlar ama onlar da bayağı pragmatik bir toplum, kolay ayak uydururlar. Olan İngilizlere olur gibime geliyor 🙂

Bol veriyıbıllı günler diliyorum 🙂

 

Toplam görüntülenme sayısı: 1547

24 Bunu beğendim 🙂
Tweet
Follow me
Tweet to @kaldiroglu
23 Ocak 2014

Staj Konusu

Akin Kültür, Bilgi ve Düşünce

Son zamanlarda sıklıkla “sizin şirketinizde staj yapabilir miyim?” şeklinde sorulara muhatap oluyorum, özellikle Facebook’da. Sanırım bu konuda bir yazı yazıp, aynı şeyleri herkese tek tek anlatmaktan kurtulmalıyım diye düşündüm.

Öncelikle benimle birlikte staj yapmak isteyenlere, bu teveccühlerinden dolayı müteşekkirim. Yapmayı arzu ettikleri stajın hem gerekliliklerine uygun hem de iki tarafa da birşeyler kazandırması için karşılıklı anlaşmış olmalıyız. Dolayısıyla ben kısaca ne yaptığımı anlatayım, nasıl bir staj çalışması yaptırabileceğimi açıklayayım, sonrası size kalsın.

Öncelikle belirtmem gereken şey benim bir şirketim var ve bu şirket ile yazılım eğitim ve danışmanlık hizmetleri veriyorum. Profesyonel dünyada Yazılım Mühendisliği (YM) ve Java teknolojileri yetkinlik alanım, dolayısıyla benimle staj yapacak olanlar benimle bu iki konuda çalışabilirler.

Staj süresince en çok yapacağımız çalışmanın AR-GE olacağını düşünüyorum. Gerek danışmanlık gerek ise eğitim çalışmalarıma destek olacak şekilde, YM ve Java’da AR-GE çalışmaları yapmak, okumalar yapıp, raporlar yazmak, kod yazıp, sonuçlarını değerlendirmek, belki benim yaptıklarım konusunda şeytanın avukatlığını yapacak şekilde benimle bol bol konuşmak vb. faaliyetlerde bulunmanın stajı zevkli kılacağını düşünen varsa bence bana buradan email ile ulaşsın.

Yukarıda bahsettiğim şekilde bir çalışma için aslında her zaman yan yana, yüz yüze olmamıza da gerek yok, önemli olan haberleşmek. Bu durum da stajyer arkadaşlar için bir rahatlık sağlayabilir. Dolayısıyla haftanın her günü görüşmek zorunda olmadan da çalışabiliriz. Kendi başınıza çalışmak için bir bilgisayarınızın tercihen diz üstünüzün olması gereklidir.

AR-GE kolay iş değil. Naylon staj yaptırmak gibi bir düşüncem de yok. O yüzden stajyer arkadaşların öncelikle yaptıkları işi çok sevmeleri, tutkulu olmaları şart. Temel konulardaki bilgileri de sağlam olmalı. Yani analitik ve matematiksel düşünme yetenekleri yanında yazılım ve Java dili ile ilgili temel bilgileri haiz olmalılar. Algoritmik düşünce yetkinliklerini kazanmış, Java SE ve nesne-merkezli programlama konusunda temel yapıları özümsemiş ve kendini daha da geliştirmek isteyen adayları, dolayısıyla “ben zaten Java’yı biliyorum” demek yerine “Java’yı daha iyi öğrenmek istiyorum” gibi cümle kuranları tercih ederim. Bu anlamda şart olmamakla birlikte, daha yukarı sınıflardaki arkadaşlarla çalışmamız sanırım daha rahat olacaktır. İlgisini, tutkusunu ve bilgisini gösteren herkese kapım açık olmakla birlikte…

Staj için şirketler ücret ödüyorlar mi bilmiyorum ama benim ödemeyi düşünmüyorum. Dolayısıyla benimle staj yapacak olanlar, usta-çırak ilişkisi içerisinde “ne kaparsam kar” anlayışıyla olmalılar. Belki bu şekilde uzun süreli, güzel beraberlikler oluşturup ve çalışmalar yapabiliriz. Ta ABD’deyken değişik online platformlarda tanışıp, sonrasında memlekete geri dönünce yüz yüze görüştüğüm hatta sonra birlikte çalıştığım arkadaşlarım oldu. Neden stajla böyle ilişkiler başlamasın ki?

Yukarıdaki duygu ve düşünceleri paylaşan, heyecanlı ve tutkulu arkadaşların, CV’lerine ek olarak hedeflerini ve stajda yapmak istediklerini (staj gereklilikleri ile birlikte) anlatan bir yazı ile bana ulaşmaları halinde ben kendilerine olumlu ya da olumsuz dönüş yapacağım. CVleriniz ve bana söyledikleriniz hakkında lütfen gerçekçi olun, neyin gerçek olduğunu anlayabilecek kadar tecrübem var. 🙂

 

Toplam görüntülenme sayısı: 5351

24 Bunu beğendim 🙂
Tweet
Follow me
Tweet to @kaldiroglu
16 Ocak 2014

Sınavlar, Öğrenciler, Seçmek ve Hayat Üzerine – I

Akin Kültür, Bilgi ve Düşünce

Devamlı konuşup duruyoruz sınavlar hakkında; “çocuklarımız yarış atına döndü”, “çocuklar sınava çalışmaktan başka hiç bir şeye vakit ayıramaz haldeler” vs. vs… Hepimiz geçtik bu sınav dünyasından. Okumaya devam ettiğimiz sürece sınavdan da kaçış yok zaten. “Hayat biter sınav bitmez” gibi bir tampon yazısı iyi gider hani buraya. 🙂

Çocukluğumuzda ve gençliğimizde pek çok önemli seçimlerimiz için hep sınava girdik. (Daha doğrusu kendi seçimlerimizden ziyade okulların seçimleriydi hepsi. 🙁 Kendi seçimlerimizi kabul ettirmek içindiler.) Benim yaşlarımda olanlar, ilkokul, ortaokul ve lise sonrasında sınava girerlerdi hep, şu anki gibi yani. Sadece sınavların isimleri ve belki biraz da formatları farklıydı. Ben ilkokuldan sonra girmedim ama ortaokuldan sonra girdim bu sınavlara, liseden sonra da o zamanki ismiyle ÖSS ve ÖYS sınavlarına girdim. Hatta bir kaç defa girdim. Sonrasında, yurtdışı merakımdan dolayı TOEFL ve GRE gibi sınavlara da girdim. Yurt dışındaki öğrenimim boyunca da ders sınavlarına girip çıktım. Hocaların ellerindeki soru kağıtlarını dağıtıp, 50 dakika sonra odama getirin cevaplarınızı dediklerine de şahit oldum. Oğlumun ABD’de ilkokula başlaması ve ilk sınavlarını orada almasını da gözlemledim. Çocuklarımın esas sınav maratonu Türkiye’ye döndükten sonra başladı tabi olarak. Bu maraton bizim için pek travmatik olmadı gerçi. Buna kesinlikle çok şükrediyorum. Ama ülkemizdeki bu sınav sistemi ve sınavların içerikleri üzerine daha fazla düşünme imkanım oldu. Son zamanlarda dershaneler tartışmasının da etrafımızı sarmasıyla bu konudaki düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Bence öncelikle, konuşmamız gereken şeyin “sınav sistemimiz” değil de “seçme sistemimiz” olduğu konusunu tespit etmeliyiz. Sınav bir araç, amaç ise seçmek. Bir toplumda imkanlar, onları isteyenlerden az olduğu müddetçe “seçilmek”ten kaçış yok. Okul sonrası iş imkanları, mezun sayısından az olduğu müddetçe de iyi okul-kötü okul, başarılı öğrenci-başarısız öğrenci ayırımı olacak, yapacak bir şey yok. (Tabi devletin aşırı müdahil olduğu komünizm gibi sistemleri tercih etmiyorsak.) Hatta gerçekte yapılan işin gerekliliklerine hiç bir katkısı olmadığı halde, mesela bazı pozisyonlarda İngilizce bilmek gibi yetkinliklerin de seçimde kullanılması çok yaygın bir durum. Dolayısıyla seçimden kaçış yok.

Seçimden, seçilmekten kaçış yok ise soru kimin nasıl seçileceğine gelir. Önce “kimi seçmeli?” sorusuna eğilelim. Şu üç şeye sahip olan seçilmeli bence: Yetenekli, çalışkan ve yetkin olanı. (Zeki olanı? diye sormayın, her türlü zeka, yetenektendir. Yetenek zekadan daha geniş bir çerçeveye sahiptir çünkü. “Akıllı” olanı da sormayın çünkü akıllı olmak bir yetenek değil yetkinliktir, davranışşal bir özelliktir çünkü.) Arada “veya” yok, “ve” var, öncelikli olarak hem yetenekli hem çalışkan hem de yetkin olanı seçmeliyiz. Seçimin yapıldığı alana ve seviyesine göre yetenek öne çıkabileceği gibi zaman zaman ciddi yetkinlik ölçümleri de seçime dahil olmalıdır. Yani sadece potansiyel değil, o potansiyelin çalışma yoluyla gelmiş olması gereken seviye, “yapabilirlik” seviyesi de ölçülmelidir. Yeteneğin yetkinliğe dönüşmesi ise temelde vizyon ve çalışmayla olacağından, yetkinlik ölçümü, çalışkanlığı ve tabi ki vizyonu da belirleyecektir. Daha sonra yetenek, çalışma ve yetkinlik kapasitesinde daha aşağılara doğru giderek seçmeye devam etmeliyiz.

Hedef yetenekliyi seçmek, çalışkanı ödüllendirmek, yetkini ise geliştirmek olmalı ki bu topraklardan da her konuda üstün başarıya sahip kişiler çıksın. Seçim sistemi, en küçük yaşlardan itibaren, ne istediğini bileni yönlendiren, hangi konuda olursa olsun, tutkusu olanı destekleyen, düşüneni ve çalışanı ise ödüllendiren şekilde kurgulanmalı. Sistem farklı olana, sıradışı fikir ve yetenekleri olana, ortaya çıkması için şans tanımalı, tutkusunu ortaya koymasına izin vermeli, desteklemeli. Unutmayın, bu ülkeden batı ülkelerine yapılan beyin göçü çoğu zaman, genç yaşta oluyor. Çünkü bu yaşlarda yetenek daha ön planda oluyor ve yetenekliler yurt dışına kaçıyorlar. Eğitim ortamları orada bu kişilere sistemli bir çalışkanlık kazanıyor, kişiyi bunun için gerekli özgüven gibi duygularla, sorgulayıcı ve çözümleyici zihin yapıları ve sistemli olmak, planlamak gibi gerekli davranışşal özelliklerle donatıyor. 10-15 sene sonra da bu gibi insanlarımızı gazetelerde görünce “vayyy ne zeki adam/kadın” diye iç geçiriyoruz. Halbuki o çok başarılı adam ve kadının kendisinden geliştiği “çok zeki çocuk”tan her evde birer tane, her sokakta bir sürü var. Hatta şu anda hamalolarak çalışan ya da ev hanımı olanlar arasında bile zamanında aynı yetenekte çocuklar vardı. Ama bilirsiniz “bakarsanız bağ olur bakmazsanız dağ olur”. Bu söz, bağ için doğru olduğu kadar insan için de doğru. 

Konuya devam edeceğiz.

Toplam görüntülenme sayısı: 881

9 Bunu beğendim 🙂
Tweet
Follow me
Tweet to @kaldiroglu
12 Ocak 2014

100 Yazı…

Akin Diğer, Kategorisiz

Biliyorum ben tembel bir adamım… İlk yazımı 29 Ekim 2009’da yayınlamışım, yani blogu açalı 4 seneden fazla zaman olmuş ama ben 100. yazımı henüz yayınlayabildim.

İlk yazıma beklendiği gibi “Evet, bu benim ilk yazım.” diye başlamışım, çok sıradan ve klasik bir adamım ben belli ki. İlk yorumu da canım oğlum yapmış: “Ben C’le basladim Computer Science egitmime ama Java’yla devam etmek istiyorum. Hayirli Olsun.” Çok komik değil mi? Gerçi sonra kendine daha uygun bir dal buldu ve ekonomist oldu 🙂

Bu blogu açarken daha çok Java ve yazılım üzerine yazmayı planlıyordum bu yüzden alt başlık olarak “Java üzerine ne biliyorsam” demiştim ama sonrasında onu “Yazılım, Java, BT, azıcık felsefe, biraz mizah…” olarak değiştirdim, sanırım bu alt başlık beni daha fazla ifade ediyor.

Evet, Java ve yazılım üzerine yazmayı hedefliyordum ama blogtaki en fazla ilgi çeken yazım, daha doğrusu yazı, psikolog Esin Acıman’dan aldığım “Erkekler için aşk ciddi konudur” oldu 🙂 Sanırım bu yazıyla birlikte benim blogum, erkekler hakkında tüyolar almaya çalışan yeni yetme kızların bir numaralı uğrak yeri oldu. Google’dan gelen şu aramalara bakın:

  • erkek ne zaman cok sever
  • aşık bir erkek ne ister
  • turk erkekleri ciddi mi
  • erkeğe taviz vermemek

Örneğin Google aramalarında “aşık bir erkek ne ister” ve “turk erkekleri ciddi mi”de 1. sırada, “erkek ne zaman cok sever”de 5. sırada, erkeğe taviz vermemek”de 6. sıradayım. Sen Amerikalara git oku, GE’de Java kodu yaz, sonra ülkeye dön, 40 küsür yaşına gel hala Javacıyım diye geçin, Ortadoğu ve Balkanlar’ın en kurt Javacısı ol, sonra blogun Güzin ablaya dönsün. Aslında kadın-erkek üzerine gelen aramaların bir kısmını filtrelerim tabi, aslında olay tam Haydar Dümenlik 🙂

Bilmek ve paylaşmak hayatta en çok sevdiğim şeylerden. Paylaştığım şeylerin insanlara faydalı olduğunu görmek çok güzel. Bunu gelen yorumlardan anlıyorum. Örneğin bir okurum

“Java ya merak saldığım şu günde ilk olarak sizin yazılarınızda tanışmam benim için büyük şans oldu. 10 senedir yazılımla uğraşmama rağmen her “hello world” yazdığımda “ben bu dili öğrendim” dememin ne kadar trajikomik olduğunu ve Java gibi bir dilin nasıl “öğrenilmesi” gerektiğini açıkladığınız için çok teşekkür ederim. İstanbul da olsaydım muhakkak tanışmak ve yüzünüze ders almak isterdim. Samimi güzel paylaşımlarınızdan dolayı tekrar teşekkür ederim. Antalya ya yolunuz düşerse tanışmayı ve birere dumanı üzerinde Java kahvesi içmeyi çok isterim. Bol Javalı günler dilerim”

demiş. Bir diğeri ise

“Akın Bey Java’ya başlamak ve izlenecek yolu belirlemek açısından yazmış olduğunuz tüm yazılar gerçekten çok başarılı. Anlatım dilinizin anlaşılırlığı ve Türkçe’yi düzgün kullanışınız konunuzdaki uzmanlığınız ve eğlenceli anlatım tarzınız yazılarınızı değerli birer hazine haline getiriyor. “Bilgi paylaştıkça çoğalır” felsefesinin ete kemiğe bürünen halini görmüş oluyorum sayenizde. Yeni başlayanlar ve başlamış olup da işin içinden çıkamayanlar için çok çok faydalı yazılarınız var. Yazılarınızı büyük bir heyecan ve ilgiyle takip ediyorum. Kendim ve tüm okurlar adına size çok teşekkür ediyorum.” demiş.

Sağ olsunlar yazdıklarımdan faydalanan insanlar var, aralarında şakacılar da var 🙂 Örneğin, blogumun ilk hali, güzel ama koyu ve açık ayrımı sert olan bir temaya sahipti. Bazı arkadaşlar haklı olarak bundan rahatsız olmuşlardı:

“Arkadaşım sen şimdi bu yazıyı okumamızı mı bekliyorsun bizden. Siyah zemin üzerinde gri yazı yazmışsın, ve puntosu çok düşük. Okurken gözlerim kızarıyor. Kafamı başka yere çevirdiğimde görüş alanımda sayfanın izleri kalıyor.

Tamam estetik durabilir ama hiç kullanışlı değil. Gözleri çok yoruyor.” demiştir bir okur. Bir diğeri ise

“Üstat yazı çok güzel ancak renk konusunda lütfen beyaz üzerine siyah kullanınız. Kör olduk” demiş. Ben de bu şikayetlerin gereğini yerine getirip temamı daha basit ve okunur hale getirdim, şu anda bu temayı görüyorsunuz.

Yazmak kolay değil. Hele benim gibi idealist ve mükemmeliyetçi iseniz, bir yazıyı yayınlamadan üç-beş defa okuyorsanız, ciddi zaman veriyorsunuz demektir. Çünkü benim için ne yazdığım kadar nasıl yazdığım, nasıl anlattığım, ne kadar anlaşılır olduğum da bir amaç. Zaman zaman gözden kaçanlar olmuyor mu, tabi ki oluyor. Eminim bu yazıda da yazım ve anlatım hataları vardır. Bazı arkadaşlar bu konuda beni uyarıyorlar, örneğin bir arkadaş,

“Hocam okuduğum kadarıyla Türkçeye ve dil bilgisine önem veriyorsunuz. Uyarmak istedim pür meal yerine pür melal olacak galiba. iyi çalışmalar” demiş. Benzer konuda bir başkası da

““Türkçe’ye nasıl başlarım? Türkçe’yi nasıl öğrenirim” konulu yazınızı bekliyoruz. En azından onu öğrenmeğe değil de öğrenmeye çalışın.. :)” demiş. Bu da uslüp farkı sanırım.

Yazmak güzel bir şey. “Çünkü yazmak da bir eylemdir.”

Okuyanımızın, düşünenimizin ve yazanımızın daha çok olduğu bir dünya diliyorum…

Toplam görüntülenme sayısı: 1173

11 Bunu beğendim 🙂
Tweet
Follow me
Tweet to @kaldiroglu
«< 48 49 50 51 52 >»

Günlüğüme Hoşgeldiniz

Bu günlükte, Yazılım Mühendisliği, Bilgi Teknolojileri, Java, kişisel gelişim ve zaman zaman da diğer konulardaki düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım. Umarım beğenir ve hoşça vakit geçirirsiniz.

Her türlü düşüncenizi, yorum olsun, beğeni ya da eleştiri olsun, bana iletmenizi rica ediyorum sizden. Ayrıca bana akin@javaturk.org adresinden ya da Twitter'dan ulaşabilirsiniz. Videolarıma da buradan ulaşabilirsiniz.

Teşekkür ederim.

Akın Kaldıroğlu

Rahat Okumak İçin

A Decrease font size. A Reset font size. A Increase font size.

Sosyal Medya

  • Twitter
  • Facebook
  • LinkedIn
  • Youtube

Son Twitlerim

→ Takip Etmek İçin

Abone Olun

Emalinizi girerek yazılardan haberdar olun.
Loading

Son Yazılarım

  • Udemy Eğitimlerim Üzerine
  • (başlıksız)
  • Clean Code / Temiz Kod Eğitimi Udemy’de
  • Java ile Nesne-Merkezli Programlamaya Giriş Eğitimi Udemy’de
  • Selsoft Video Eğitimleri
  • Spring ile Kurumsal Yazılım Geliştirme
  • Corona Günlerinde Design Patterns
  • Corona Günlerinde Java
  • JDK 10 ve “var” Özelliği
  • Onur Özcan
  • Analist ve İş Bilgisi
  • Farklı Dillerin Bakış Açısıyla Nesne-Merkezli Programlama
  • Java Nedir?
  • Bilgi Teknolojilerinde Yetenek Yönetimi – II: Tanımlar ve Eleştiriler – I
  • Alelade Hikayeler – II: Bir Başka Performans Problemi

Yazı Kategorileri

Yazı Takvimi

Mart 2026
P S Ç P C C P
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  
« May    

Yazı Arşivi

Blogroll

  • Binnur Kurt'un Günlüğü
  • Ender'in Java Blogu
  • Erdem Seherler
  • Kızımın Günlüğü
  • Kurumsal Java
  • Levent Karagöl
  • Levent'in Java Blogu
  • Mert Can Akkan’s java tips,options, news…
  • Yaşar Safkan
  • Yasin Saygılı
  • Yazı Dünyası

Yazı Etiketleri

analiz Bilmek C Desen design pattern EJB Eğitim Fortran Hibernate Java Java'ya nasil baslarim Java dersleri Java EE Java Persistence API Java SE Java Sertifika Java Öğren Java öğreniyorum Java öğrenmek JPA Kalıp Kurumsal Java nesne nesne-merkezli No Silver Bullet object object-oriented Oracle Java Certifications pattern performans programlama programlama dilleri programlama nedir sertifika singleton tasarım tasarım deseni tasarım desenleri tasarım şablonu yazılım yazılım geliştirme Yazılım Mühendisliği yazılımın doğası yazılımın zorlukları Şablon

↑

© Java Günlüğüm 2026
Powered by WordPress • Themify WordPress Themes
 

Yorumlar Yükleniyor...