Yanlış Sorular, Yanlış Olmayan Cevaplar – I

Yok, çok sabrettim bu yazıyı yayınlamamak için ama olmadı. Şu mesajı alınca patladım artık:

“Selam …  bilgisayar mühendisliğindeyim, 1. sınıftayım, vaktiniz olursa bana yardımcı olursanız sevinirim. Kafam karışık, hangi tarafla ilgilenmem, nelere yoğunlaşmam konusunda sıkıntı yaşıyorum, mobil teknolojileri konusuna ilgi duyuyorum ama iyi para kazanabilir miyim, maaşı ne kadardır bilmiyorum. Mobilemi odaklansam yoksa web de çok iş var diyorlar, ne yapsam. Ne dersiniz? ”

Hani denir ya “bir kişinin niyeti ya da seviyesi sorduğu sorudan anlaşılır” diye, hepimiz karşılaşmışızdır bu sözü akla getiren durumlarla. Bana da çok sık geliyor bu cinsten sorular. İnsanların, beni fikrine itibar edilen birisi olarak görmeleri benim için çok güzel, onur verici bir şey. Ama açıkçası sorulanlar sıklıkla üzerine düşünülmemiş ve sorgulanmamış, basma kalıp sorular oldukları için çok da hoşlaşmadığım durum oluşuyor. Şunu da ekliyeyim ki, bu tür soruları çocuklarım bana sorduğunda nasıl cevap veriyorsam üşenmeden herkese öyle cevap vermeye çalışıyorum.

Bu soruları temelde iki gruba ayırmak mümkün. Birinci gruptakiler, sistemsiz ve düzensiz bilgilenmenin getirdiği cinsten sorular. Bilgilenme sistemsiz olunca, durum bilgilenmeden çıkıyor ve bir hazımsızlık haline geliyor. Bunu, soruyu soran kişinin sorarken dile getirdiği ve onun temellendirici olduğunu düşündüğü “malumat”tan, sorunun içindeki çelişkili mantıktan vs. anlıyorsunuz. Diğer türden olan sorular ise belki aslında yanlış değil ama benim çok da benimsemediğim açıdan ya da yanlış bulduğum bir duruş noktasından sorulduğu için, doğru düzgün cevap vermek istemiyorum, biraz da geyik vesilesi biliyorum. İşte o “yanlış” sorular ile onlara karşı ürettiğim “yanlış olmayan” cevaplardan oluşan liste:

Programcı olmak için üniversite okumaya gerek var mı?

Gerek yok, okuma‐yazma bilmek kafidir! Nihayetinde programcılık bir zanaattir ve insanların okumaya niyeti olmayan çocuklarını tamirciye, berbere ya da boyacıya verdikleri gibi, yakında da programcı olması için, örneğin etraflarındaki, tanıdıkları vasıtasıyla ulaştıkları, irili-ufaklı, yazılım geliştiren pardon programlama yapan esnafları bulur, çocuklarını emanet ederler. Muhtemelen bu gidişle şehirlerde program yazanlar için sanayi bölgeleri de oluşturulacak. Zaten bu ülkenin bu konudaki en bilinen sivil örgütlerinden birisinin ismi Yazılım Sanayicileri Derneği değil mi canım! Eğer size böyle yardımcı olacak bir aileniz yok ise siz de sosyal medya aracılığıyla bulur bir programlama ustası, yanında pişerek öğrenirsiniz. Üniversite okuyanların kaybettiği vakti siz iş başında öğrenerek kazanırsınız. Nasıl olsa Steve Jobs da Bill Gates de Larry Ellison da üniversite mezunu değiller! Ama üç gün sonra basit de olsa bir matematiksel düşünce kırıntısı olması gereken küçük bir algoritmada çuvallarsan ağlamak yok!

Anlamıyorum ki bu ülkeyi ben. Ama anlaşılmayacak bir şey yok, master-doktora yapanların olduğu bir sınıfta, dönemin daha ilk dersinde, hocaya sorulan ilk soru, “hocam klasik mi yapacaksınız test mi?” olduğu bir ülkede, okumuşlar ne durumda ki okumamışlar ne durumda olsunlar diye düşünmeden edemiyorum tabi.

Java ölüyor mu?

Ölmüyor tabi ki. Java daha 20’sine yeni girdi. Cobol 50’sini, C 40’ını devirmişken!

Amma çok meraklıyız ölümlere Allahı’m! Daha üniversiteye başlayalı 2 ay olmuş, soruyor “Java ölüyor mu?” Fesubhanallah! Nedir bizim bu “ikinci eli kaça gider” takıntımız yahu? Aynı şey. Al arabanı, keyfini çıkar! Soracaksan da ne bileyim tüketimi cüzdanına uygun mu, kırmızı ışıkta pati çektirme merakın varsa torku nasıldır, vs. sor, öğren. Daha içine oturmadan ikinci elinin kaça gideceğinden sana ne? Var mı garantin o kadar yaşayacağına? Allah korusun belki o arabayla birlikte sen de gideceksin öbür dünyaya, ikinci el olacaksın …

Daha üniversite ödevi dışında doğru düzgün kod yazmamışsın, bu dünyadaki teknolojilerin nasıl üretildiğinden, nasıl gelişip kök saldığından bir gram haberin yok, Java’nın ölmesinden bahsediyorsun.

Java’nın ölmesini soranların zaman zaman tekrarladıkları sebeplerden bazıları şunlar: “.NET artık açık kaynak kodlu oluyor.” ve “Android yazarken artık Java dışında başka diller de kullanılabilir.” Anlamadım ki, bunları söyleyenler, Java’nın nereye hitap ettiğinden, .NET’in nereye hitap ettiğinden, ya da Java’nın zaten çıktığından bu yana açık kaynak kod yaklaşımını desteklediğinden ya da Microsoft’un .NET’in neresini nasıl açık kaynak kodlu hale getirdiğinden, getirmeyi planladığından ve en temelde de açık kaynak kodlu olmanın ne anlama geldiğinden haberleri var mıdır acaba? Ya da Java bu popülerliğini Android ile mi kazandı da Android için Java dışında diller kullanıldığında Java ölsün!

Gıcık oluyorum çok, daha bırakın bilgiyi, malumat sahibi bile olmadan, kendini fikir sahibi sanıp, kelli felli sorular soranlara arkadaşlar. İnsan biraz düşünür ya, aklına gelen ilk cümleyi soru olarak sorar mı?

Öğrenciyim, neye odaklanayım?

Allah Allaaahhh, ben mi başka gezegenden geldim, bu ülke mi zıvanadan çıktı? Anlamadım ki? Cevabı sorunun içinde zaten arkadaşım: Öğrenciysen odaklanacağın şey belli: derslerin. Derslerine odaklanacaksın. Ne Androide, ne Java’ya, ne de başka bir teknolojiye odaklanmayacaksın, sadece ve sadece derslerine odaklanacaksın, bu kadar basit. İşletim Sistemleri, Algoritmalar, Networking, Veri Yapıları, AI, neyse okulunda öğretilen ona odaklanacaksın. Programlama Dilleri dersinden 78 mi aldın, “22 puanı nereden kaçırdım”a odaklanacaksın. Sanki adam Stanford’da doktora yapıyor da “hımm, neye odaklansam acaba?” diye soruyor.

Genç üniversiteye girmiş, önünde bir sürü öğrenmesi gereken ders var, onları bırakıyor, dershanecilik yapan yerlerden gidip kurs alıyor örneğin. Neymiş .NET öğreniyormuş, okulda ise .NET öğretilmiyormuş. Eğitimi veren de aynı bu öğrenci gibi, zamanında derslerini düzgün bir şekilde öğrenip, esaslı bir şekilde kendini yetiştirip ilerleyeceğine, işte “nereye odaklansam” diye diye sonunda dershanede eğitimciliğe odaklanan birisi. Eğitmenin kendine hayrı yok ki sana olsun!

Bizim bu gençlerin odaklanma sorusunun ardında yatan düşünce şu: Matematik, algoritma, vs. ıvır zıvır zaten, kimse bunlarla iş yapmıyor, piyasada çalışmak için bunları bilmeye gerek yok (ki tamamen doğru ve bu arada piyasamızı bu şekilde kurgulayan ve devam ettiren öncülerimizi ve yöneticilerimizi burada saygıyla anıyorum.).

Odaklanmak için bilmek lazım bir kere. Bilmeyen adam neye odaklanır ki? Kendi disiplinini anlamamış, kim ne demiş, tarihi olarak nereden gelip nereye gidiyor, temel akımlar nelerdir, kim neyi nasıl yapmışı anlamadan, temel tanımlar, aralarındaki ilişkileri nedir bilmeden, hakim olmadan, neye nasıl odaklanırsın ki? Geçtim her şeyi, IDEsiz “hello world” yazamayan neye odaklanabilir ki? Hiç bir şeye odaklanmasın bence. Bu şekilde odaklanmaya çalışanlar sadece serseri mayın gibi dolanır ortalıkta, hiç bir şeye de yar olmaz. Her şeyin bir yolu, yöntemi vardır çünkü. Her şeyin bir tabiatı vardır. İnsanların seneler boyu tecrübeyle keşfettikleri şeyleri yok sayıp, onlardan yararlanmadan yenisini keşfedemezler. Bizim gençlerimiz bu dünyada oksijenle beslenmeden hidrojenle beslenmenin yolunu arayan uzaylılar gibi. Bir de duyuyorlar gazete küpürlerinde, mor inekmiş, Steve Jobsmış vs., sanıyorlar ki gökten zembille iniyor bu şirketler, başarılar vs.

“Web programlamaya odaklanıcam”, “Androide odaklanıcam”, cümleler hep böyle. Odaklan bakalım web programlamaya. Sanırsın 20 senedir web geliştiriyor, çok ciddi bilgi ve tecrübe sahibi ve belli noktalardaki sıkıntıları çok iyi biliyor ve oralara odaklanıp çözüm getirecek tüm dünyaya. Odaklanmaktan anladığı da etrafta var olan zilyon tane teknolojiyi, yok JavaScritpmiş, Node.js miş,  gelişi güzel, Google örnekleriyle çalıştırmak vs.

Hiç bir öğrencinin 4.0’lık olmasını beklemiyorum, çocuklarımın da öyle olmalarını istemedim hiç bir zaman, hele bu ülkede asla! Merak ve tutku nedir çok iyi bilirim. Ama malumatfuruşluğun ya da Google abur cuburunun da insanın beynini ne hale getirdiğini çok iyi bilirim.

Ohhh, içimi döktüm, biraz rahatladım. Derdim kimsenin kalbini kırmak değil. Amacım, zamanında tüm bu soruları sormuş ama elinden tutup kendine yol göstermeye çalışan birisini bulamayıp, cevaplarını yaşayarak öğrenmiş birisi olarak yol göstermek.

 

Bu yazı toplam 1161 defa görüntülenmiştir.