Nitelikli Eleman Açığı mı Niteliksiz Yönetici Fazlası mı?

Sosyal mekanlarda gezinirken “Yazılım Sektörünün En Önemli Sorunu Nitelikli Eleman Açığı” başlıklı bir yazı gördüm. Aslında sık sık gördüğümüz, ezberlenmiş türden başlıklardan birisi. Nedense bu sefer farklı geldi bana ve bu yazıyı yazmaktan kendimi alıkoyamadım. Bu tür açıklamalarda sık sık BT sektöründeki sivil toplum kuruluşları öne çıkıyor. Bu haberde de Yazılım Sanayicileri Derneği‘nin (Yasad) adı geçiyordu. Bu haberi Yasad’ın sayfasında da görmek mümkün.

Bu ülkedeki yazılım sektöründeki patronların ve yöneticilerin bir araya gelip dernekler oluşturmaları ve sektörü geliştirme amaçlı faaliyetlerde bulunmaları, devleti bu konuda yönlendirmeleri güzel bir şey. Her devlet gibi bizim devletimizin de bu tür danışmanlıklara ihtiyacı var. Ama ya bu yönlendirmeyi yapanların kendilerinin yönlendirme ihtiyaçları varsa? Ya bu tür kuruluşlar, “sektörün yetişmiş nitelikli elemana ihtiyacı var” derken gerçek ihtiyacın nerede olduğunu ciddi bir şekilde atlayıp, yazılımda daha iyi durumda olan yabancıların sektör gazete ve dergilerinde gördükleri haberlerde ifade edilen problemlerinin aynısının bizde de olduğu vehmine kapılıyorlarsa? İşin açıkçası bunları yazarken “yazlılım sanayicisi”nin ne anlama geldiğine ve “eleman” kelimesine takılmamaya çalışıyorum, çünkü bu yazıyı kara mizah yapmak istemiyorum.

Yazılımın içinden birisi olarak ülkemizin en ciddi sorununun nitelikli eleman eksiği olduğuna katılmıyorum. Bu tür haberlerde, konuşmalarda geçen “eleman” kelimesiyle kastedilenin (“eleman” nitelendirmesiyle her ne kadar kelle sayısı hesabı yapan dolayısıyla da itici bir anlayışı yansıtsa da), üniversitelerden sektörümüze sunulan mezunlar olduğu açıktır. Denilen, üniversitelerden yeterince mezun gelmediği ve gelenlerin de ihtiyacı karşılamadığı iddiasıdır. Evet bu bir problem, üniversitelerden hem sayı hem de kalite olarak yeterli mezun çıkmıyor. Ama kendimizi kandırmayalım, problemin büyüğü bu değil, yani bence durum bundan daha vahim. Bakın “eleman açığı”ndan şikayet şu anlama geliyor: “Ülkemizdeki yazılım sektörünün başka problemleri olsa da en büyüğü eleman açığıdır. Yani sektör var olan elemanları düzgün bir şekilde değerlendiriyor, imkanlar elverdiğince iyi işler çıkarıyor ve daha çok yeni elemana ihtiyaç duyuyor. Dolayısıyla en büyük engelimiz eleman açığı, eleman sayımız yetse, siz görün bizi.” Tırnak içinde yazdığım bu düşünceyi ifade eden yine Yasad’ın sayfasındaki şu habere bakılabilir. Haberde sektörün eleman açığının giderilmesiyle uçuşa geçeceğimiz ifade ediliyor.

Bence yine kendimize kendimizin propagandasını yapıyoruz. Çok açık bir şey var, ülkemizdeki yazılım sektörü dişe dokunur bir şey geliştirmekten malesef uzak. Geliştirdiklerimiz kalite olarak son derece düşük, o yüzden dünya yazılım piyasasına sunulabilecek cinsten değil. Çünkü hala kahramanca savaşan yazılımcılara bağlı olarak iş yapıyoruz, süreç tabanlı yazılım geliştirmeden çok uzağız. Daha program ile yazılım arasındaki farkı kavrayabilmiş değiliz. Nasıl futbol oynuyorsak öyle yazılım geliştiriyoruz; ikisinin de en temel dinamiği kaos.

Yazılım sektörünün esas sorununun “eleman açığı” olduğunu söyleyerek, kayıp yüzüğünü, kaybettiği samanlıkta aramayıp, kapının önünde arayan ve neden böyle yaptığı sorulduğunda da “samanlık karanlık ama” diyen Nasrettin hocamızın tiye aldıklarından oluyoruz. Bence bu ülkenin yazılım sektöründeki en temel problem nitelikli eleman açığı değil, niteliksiz yönetici fazlasıdır! Var olan iş gücü potansiyelimizi bile değerlendirmekten uzağız, kaotik bir şekilde iş yapıyoruz, başarımız çoğunlukla şansa bağlı, enerjimizi ve zekamızı yanlış yerlere harcıyoruz. Ve bence bu durumun en başlıca sebebi, yazılım “elemanları” değil, yazılım yöneticileridir, karar vericileridir.

Kifayetsiz yazılım yöneticilerine sahip olmamızın bence iki sebebi vardır. İlki yazılım yöneticilerimizin bizatihi kendileri ile bir şekilde yazılım geliştirme süreçlerini yöneten ya da yön verenler (örneğin daha üst düzey “C” seviyesindeki yöneticiler), daha yazılımın ne olduğundan, tabiatından, süreçlerinden, rollerinden ve yetkinliklerinden vs. habersizler. Bu konuda en temel ayrımları bile bilmediklerine ben defalarca şahit olmuşumdur. Çünkü bu yöneticiler muhtemelen kariyerlerinin başında teknik pozisyonlarda bulunmuşlardır ama daha işlerinde ustalaşmadan yönetici oluvermişlerdir ya da daha doğru ifadeyle yapılıverilmişlerdir. Dolayısıyla henüz öğrenmedikleri bir işi yönetmeye çalışıyorlardır. Yani, tabii olarak gördüklerini uyguluyorlar. Örneğin, projelerdeki en temel problem çözme yöntemleri, fazla mesaidir. Çünkü onlar da fazla mesai ile projeleri kurtarmaya çalıştılar.

Mesleğinde yeterince olgunlaşmadan yönetici olmanın bir başka handikapı da, kendilerini yönetici yapanlara karşı çıkamama şeklinde kendini göstermektedir. Zaten kafasında henüz bir sistem oluşturacak, süreci baştan sona kavrayacak şekilde olgunlaşmamış durumda olduklarından, teknik kaliteyi öne çıkarmaları, iş yapış şekilleriyle ilgili bir yenilik yapmaları ve nihayetinde var olan düzeni değiştirmeleri, üstlerinin kararlarına karşı çıkabilmeleri mümkün değildir. Bundan dolayı bizim sektörümüzde orta düzey yönetici olmak, tokmağı başkasının elinde olan davulu sırtında taşımaktır.

Bu ülkenin, daha mesleğini öğrenmeden o mesleği yönetmeye çalışan yöneticileri var. Bu ülkenin daha 30’una gelmediği halde, hızını almış giderken, teknik olarak ilerlerken, yaptığından zevk alırken, programcılıktan tam işin mimari ve mühendislik kısımlarına atlamaya hazırlanan ya da ekran analistliğinden çıkıp sistem analistliğine doğru ilerleyen civa gibi gençlerini bulunduğu ortamdan aniden koparıp, “sen yöneticisin artık” diyen ve muhteşem mühendis adaylarını berbat yöneticilere dönüştüren bir kültürü var. O kadar çok arkadaşım var ki bu durumda olan. Hepsi çok iyi eğitim almışlar, mesleklerinin ilk 5-6-7, bilemediniz 10 yılında bu eğitimin üzerinde deli gibi bilgi ve tecrübe inşa etmişler. Bu arkadaşlarım ya da tanıdıklarım, tam mesleklerinde çıraklığı atıp, olgunluk çağlarına gelmişler, bundan dolayı da belki daha stratejik konulara ele atacaklar, iş yapış şekillerini düzeltecekler, kaliteyi arttırmaya odaklanacaklar ya da meşreplerine ve ilgilerine göre değişik konularda uzmanlaşacaklar, belki kimileri kitap yazacak, belki çok odaklı, niche, bir konuda bir gelişme sağlayacaklar ve hem ülke hem de insanlık adına bir katkıda bulunacaklar. Ama sektörün böyle insanlar yetiştirmek gibi bir derdi yok ki!  Hemen tüm bu şekilde gelişmeye çalışan arkadaşlarımın önü, daha yüksek maaşla yönetici yapılarak kesilmekte. Daha geçen gün bu şekildeki bir arkadaşım “ben bu ülke için bir kayıpım” dedi bana. Çünkü iyi bir mühendisken, sırf maddi ve sosyal şartlardan dolayı yönetici oluvermişti.

Kifayetsiz yöneticilere sahip olmamızın ikinci sebebi ise, bu yöneticilerin bu makama gelirken hatta geldikten sonra herhangi bir yöneticilik formasyonundan geçmemiş olmalarıdır. Genelde işini iyi yapan, iyi eğitim almış, zeki ve başarılı yazılımcılar, programcı olsun, analist olsun, 3-5 sene içinde bir şekilde yöneticiliğe tabii olarak geçerler. İyi mühendis, iyi programcı, iyi sistemci, iyi bir yönetici olmak için gerek sebep olabilir ama yeter sebep değildir. Yüksek empati yeteneğine sahip olmadan iyi bir sistemci olabilirsiniz, iyi bir organizatör olmadan iyi bir programcı olabilirsiniz, iyi bir arabulucu olmadan iyi bir tasarımcı olabilirsiniz ama bunlar olmadan iyi bir yönetici olamazsınız. Bu durumun benim sıklıkla gözlemlediğim, en açık göstergesi ise yazılım yöneticilerimizin ezici bir kısmının, senelerdir yöneticilik yapığı halde hala doğru detay seviyesinde bulunmayı beceremeleridir. Ya hala çok teknik davranırlar ve bu yüzden altında çalışan teknik insanlara güvenip iş teslim edemezler, bu yüzden de detayda boğulurlar, ya da işin sadece tarihleri ve maliyetiyle ilgilenirler ve üst yönetimin kararlarını altlarına uygulatmak dışında bir insiyatifleri yoktur. Her iki halde de başarılı olamazlar.

Yöneticilik, öğrenilebilir. Ama bir eğitim ve öğrenim sürecinden geçmeden bir şekilde yönetici olanlar ki buna ben de dahilim ve ne olduğunu çok iyi biliyorum, ancak hasbel kader yöneticilik yapabilirler. Yani sektörümüzdeki yöneticiler genel olarak, ne yazılımı ne de yönetimi bilmeyen insanlardır. Yöneticilik algısı ve yeteneği olanlar, uzun vadede başarılı yönetici olabilirler, örneğin hangi detayda kalacaklarını öğrenirler, teknik insanlarla nasıl konusacaklarını belirlemiş olurlar belki ama bu sırada kaç çalışan ve proje telef olur, bilinmez.

Bu ülkenin yazılım sektörünün tek sıkıntısı hakikatten üniversiteden sektöre akan mezunların sayısı olsaydı, örneğin onlara karşı da bu sektör “deneyimin yok ama” sendromunu yaşatmazdı ve bu ülkede çok daha farklı şeyler olurdu.

Ben de yöneticilik yaptım, sıkıntılarını iyi biliyorum. Bu ülkede orta düzey yazılım yöneticisi olmak çoğu zaman yukarıda da söylediğim gibi, tokmağı başkalarının elinde olan davulu taşımaktır. Sektörümüzde yönetici olmak çoğu zaman tetikçiliktir, üstte verilen kararların aşağıya uygulatılmasından sorumlu olmaktır, örneğin bitiş tarihini üstlerinin belirlediği projeyi, alttakilerin ensesinde boza pişirme pahasına bitirmektir. Dolayısıyla bence sektörümüzün sıkıntıları ne teknolojiktir, ne kişi sayısıyla ilgilidir ne de doğrudan maddidir; yoğun olarak kültüreldir. Teknik kaliteye önem vermeyen ve her şeyi insan manipulasyonu ile yapmaya çalışan zihniyetimizi değiştirmedikçe her ilçeye bir üniversite kursak bile, yazılım gibi yüksek soyutlama gerektiren disiplerde durum değişmeyecektir.

Bu yazı toplam 3374 defa görüntülenmiştir.