BT Önemsiz midir?

Giriş

Gerek günlük yaşantımızda gerek ise iş hayatımızda, Bilgi Teknolojisi’nin (BT) farklı yönleriyle her geçen gün daha fazla yüzyüze geliyoruz. Bu bazen bizim isteğimizle oluyor bazen şartlar onu gerektiriyor. BT’yi iş dünyamızda nasıl kullandığımızı düşünelim. BT’nin bu kadar kanıksanmış bir dünyada nasıl bir noktada durduğunu ele alalım örneğin. BT’nin işlerimizi kolaylaştırdığı kesin. BT ile işlerimizi daha hızlı yaptığımız ve üretkenliğimizi arttırdığımız da kesin. Şu anda BT ile yapılmakta olan işlerin pek çoğunun, BT’siz pratik olarak yapılmasının mümkün olmadığında da herkes hemfikirdir. Tamam, bunlarda bir problem yok. BT’yi işinde kullananlar açısından sorulması gereken bir soru daha yok mu? BT’nin, iş yapmanın standart bir yolu olmaktan öteye bir katkısı var mıdır yok mudur? Biraz daha işletme diliyle soralım: BT, bir işletmeye, aynı sektördeki diğer işletmeler karşısında rekabet gücü açısından bir avantaj sağlar mı? Ürün ve hizmet kalitesini arttırmasını sağlar mı mesela? Sağlarsa, ne kadar sürdürülebilir bir avantajdır bu durum? Yani bir üretim ya da hizmet firması çıkıp da ”ben BT’yi şöyle-şöyle kullandım ve bu şekilde piyasadaki rakiplerime üstün geldim, rekabet avantajı sağladım. BT’nin sağladığı bu rekabet avantajını yine BT ile uzun süre de elimde bulundurdum” diyebilir mi? Yani herkesin bilgisayar mühendisi olmaya can attığı, üniversite sınavında BT ile ilgili bir bölümü tutturduğunda hayatının kurtulduğunu düşündüğü, dışarıdan bakanların, mensuplarının çok paralar kazandığını ve çok karmaşık ve (sadece ehlinin anladığı anlamında) mistik bir iş yaptığını düşündüğü BT’nin, kullanıldığı kuruma, farklılık oluşturması yönünde bir katma değeri var mıdır, var ise bu katma değerin sürdürülebilirlik açısından keyfiyeti nedir?

İlk etapta bir BT mensubu olarak bu soruya “bu nasıl bir soru, sormaya bile gerek yok, tabi ki evet” diye cevap vermek çok da garip karşılanmamalıdır. Fakat, gerek akademik dünyada gerek ise uygulamacılar arasında bu soruya evet yanında hayır diye cevap verenlar de var. Hayır diye cevap verelerden birisi de Nicholas Carr. Carr, dünyanın en saygın işletme ve yönetim dergilerinden olan Harvard Business Review’nın (HBR) 2003 yılının Mayıs sayısında bir yazı yayınladı: IT Doesn’t Matter ya da BT’nin Önemi Yok. Carr’ın en temelde söylediği şey şu: Evet BT çok heyecanlı ve çok temel bir teknoloji gibi durabilir ama durum öyle değil. BT’nin iş dünyası açısından değeri elektrikten farklı değil. Nasıl elektriksiz kimse iş yapamazsa BT olmadan da kimse iş yapamaz. Ama nasıl kimse, 21. yüzyılda ortaya çıkıp da “ben elektirik sayesinde rakiplerimin önüne geçtim, onlara karşı piyasada avantajlı duruma geldim ve bu durumumu da elektrik sayesinde bayağı bir süre de korudum” diyemez ise benzer cümleler BT için de geçerlidir. Buna göre, BT, iş yapmanın maliyetidir yani elektrik, su ya da telefon gibi iş yapmak ve rekabet dünyasında bulunmak için gereklidir ama yeterli değildir. Carr’a göre BT’yi kullanmak fark getirmez, sadece olması gerekeni yapmaktır.

Carr bu düşüncelerini yayınladıktan sonra tabi ki zaten çok tartışılan BT’nin iş açısından değeri konusu hepten hararetlendi. Bu hararetlenmeye Carr’ın makalesinde kullandığı çok iddiali ve bir miktar da BT dünyasını tahrik eden sözleri sebep oldu. HBR’ın ertesi ayki sayısı, Haziran 2003, Carr’a cevap veren, hatta onu sıkı bir şekilde eleştiren mektuplarla doluydu. Carr, daha sonra 2004 yılında, aynı konuyu daha gemniş bir şekilde ele alan, Harvard Business Press’ten “Does IT Matter? Information Technology and the Corrosion of Competitive Advantage” ya da “BT’nin Önemi Var mı? Bilgi Teknolojisi ve Rekabet Avantajının Aşınması” isimli kitabını yayınladı.

[openbook booknumber=”1591394449″ templatenumber=”1″]

Daha önce de bahsettiğim gibi BT’nin iş dünyası açısından önemi, BT kullanımının piyasada ne gibi bir rekabet avantajı oluşturduğu ve bu rekabet avantajının sürdürülebilirliği zaten 80’li yılların ortalarından bu yana tartışılmaktaydı. Bu konu, gerek teorik bakış açısıyla gerek ise başarı ya da başarısızlık senaryolarıyla akademik ve uygulama dünyasında ele alınıyordu. Ama haklı olsun ya da olmasın Carr bu konuya farklı bir bakış açısı getirdi, ciddi eleştiriler yaptı ve herkesin bu konuda daha farklı düşünmesini sağladı. O kadar ki, biri iş stratejisi ve süreçleri diğeri de BT uzmanı olan iki kişi, Howard Smith ve Peter Fingar, bu konuda “IT Doesn’t Matter-Business Processes Do: A Critical Analysis of Nicholas Carr’s I.T. Article in the Harvard Business Review” başlıklı bir kitap yazdılar.

[openbook booknumber=”0929652355″]

Soruyu daha açık ve net bir şekilde söyle sorabiliriz: Bir bankanın BT kullanımı, ona, diğer bankalara karşı finans sektöründe bir farklılık oluşturabilir mi? Eğer cevap evet ise bu farklılık geçici midir? Yani BT’nin kullanımıyla bu farklılık sürdürülebilir mi? Aynı şey bir hastane için de sorulabilir. Bir özel hastane mesela, BT kullanımıyla sağlık hizmeti piyasasında diğer hastanelere karşı nasıl bir avantaj sağlayabilir? Örneğin hastane, BT ile çok mükemmel çalışan bir randevu sistemini devreye alsa ve bu sisteme hastalarının bilgilerini anında görülebilir kılan bir başka sistemi eklemlese, bu hastane, aynı piyasada rekabet ettiği diğer sağlık kurumlarına karşı bir avantaj elde eder mi? Eder ise bu avantajın süresi ne olur? Bu avantaj ne kadar sürdürülebilirdir?

Bu yazıda Carr’ın argümanlarını ele alacağım. Daha sonraki yazılarda da Carr’ın fikirleri ve iddialarına yönelik eleştiriler ve tartışmaları ele alacağım. Tabi, her yazımda da yaptığım gibi konuyu Türkiye bağlamında da değerlendirmeye çalışacağım.

Carr Ne Diyor?

Carr, makalesine kimsenin BT’nin ticaretin omurgasını oluşturduğunu tartışmadığını belirterek başlıyor. BT harcamalarının son 50 yılda 10 kattan daha fazla arttığını ve BT çalışanlarının organizasyonlarda daha değerli görüldüğünü, pek çok şirketin stratejik konularda BT yöneticilerinin de katkısını istediğini söylüyor. Bütün bunların şöyle bir düşünceden kaynaklandığını ifade ediyor Carr: “BT’nin yetkinlikleri ve yaygınlığı arttı, dolayısıyla da stratejik değeri arttı.” Carr sonra, bir şeyin stratejik değerinin artması, onun çok yaygın olmasıyla değil, olsa olsa çok nadir olmasıyla sağlanabileceğini belirtiyor. Ona göre siz, ancak rakiplerinizin yapmadığı bir şey ile onlara rekabet üstünlüğü sağlarsınız. Ama BT’nin en temelde yaptığı şeyler olan veriyi saklamak, işlemek ve nakletmeği, herkesin rahatlıkla yapabiliyor. Dolayısıyla BT, iş yapmanın bir maliyeti, farklılık sağlayan tarafı değil. Carr’ın temel iddiası bu.

Carr’ın iddiasını temellendirmek için kullandığı ilk fikir, BT’nin, son 200 senede ortaya çıkıp, endüstriyi şekillendirmiş pek çok teknolojinin son halkası olması. Makinalar, tren yolları, elektrik, telefon vs. bu cinsten yeniliklerden. Bunlar, ilk çıktıklarında kısa bir süre için, kendilerini kullanan öncü şirketlere çok ciddi avantajlar sağladılar. Ama bu teknolojiler herkes tarafından kullanılabilir hale gelince yani yaygınlaşınca değerleri düştü ve farklılığı olmayan bir mal ya da hammade (commodity) haline geldi. Böylece BT şu anda üretime bir girdi oldu ve bu yüzden de stratejik açıdan görünmez ve önemsiz hale geldi.

Carr daha sonra, yaygın kullanım alanına sahip olmuş altyapı (infrastructure) teknolojileriyle, henüz bu şekilde bir yaygınlık kazanmamış ve kullanımı halen sadece bir şirket tarafından sahip olunan, özel ya da sahipli (proprietary) teknolojilerin arasını ayırıyor. Tabi olarak özel teknolojilerin dışarıdan korunduğu müddetçe sahibine ciddi avantajlar sağlayacağı açık. Öte yandan altyapı teknolojilerinin kullanımı yaygınlık kazandıkça sundukları değer de artıyor ki bu durum özel teknolojilerin tersine işliyor. Dolayısıyla zaman geçtikçe ya da değişik sebeplerle sahipli teknolojiler, pek çok şirket tarafından kullanılır hale geliyor ve bir süre sonra kullanana avantaj sağlamaktan çıkıp, altyapı haline dönüşüyor yani stratejik değeri azalıyor ve yok oluyor. Carr’a göre altyapı teknolojileri ancak mokroekonomik ölçekte fayda sağlayabilir. Yani Internet altyapısı iyi olan bir ülkenin, iyi olmayanlara üstünlük sağlaması mümkündür ama aynı ülkedeki şirketler için bir fark yaratmayacaktır.

Carr, bu işleyişe BT’nin hammadeleşmesi (commoditization) adını veriyor. Ona göre BT, diğer altyapı teknolojilerinin izlediği yolu izleyip artık altyapı haline geldi bile. Çünkü BT,

  • bir nakil ya da iletim mekanizmasıdır ve tarihi de, artan bağlantı (interconnectivity) ve uyumlu çalışmanın (interoperatbility) tarihidir.
  • çok hızlı bir şekilde yinelenen ya da tekrar tekrar üretilebilen (replicable) bir teknolojidir.
  • fiyatı çok hızlı bir şekilde düşebilmektedir.

Dolayısıyla BT, ilk çıktığı ve geliştiği zamanlarda kullanıcılarına ciddi rekabet avantajları ve sonucunda da çok büyük karlar sağlamıştır; fakat kullanımı yaygınlaştıkça, sağladığı avantajlar da azalmıştır. Internet’in yaygınlık kazanması da IT’nin hammadeleşme sürecini hızlandırmıştır. Bu şekilde örneğin sadece bilgisayar kullanımı çok daha demokratik hale gelmiş değildir, aynı zamanda pek çok rakip için engel olmaktan da çıkmıştır. Dolayısıyla herhangi bir BT yetkinliğinin, ne kadar ileri olursa olsun hızlıca herkes tarafından kullanılabilen bir hale gelmesi kaçınılmazdır. Carr’a göre bu durumda şaşılacak birşey yoktur. Çünkü BT, diğer bütün altyapı teknolojilerinin izlediği yolu izlemektedir.

Carr, makalesinde BT’nin ilk yıllarında onu yenilikçi bir şekilde kullanan kurumlara nasıl avantaj sağladıklarına dair AHS’nin ASAP (Analytic Systems Automated Purchasing) isimli hastane bilgi sistemini örnek veriyor. Bu sistem kullananlara ciddi pazar avantajları sağlamış olmakla beraber, bu gibi yapılar yaygınlaşıp, standartlar oturduğunda, AHS gibi eski ve özel teknolojilere sahip sistemlerin ayak bağı olmaya başladığı da makalede anlatılıyor. Carr benzer başka örnekler de verdikten sonra BT’nin yerleşme sürecini tamamlamaya daha yakın olduğunu ve bu yüzden artık stratejik olarak üstünlük sağlamasının zor olduğunu ifade ediyor.

Hücumdan Savunmaya

Bütün bunlardan sonra Carr, BT’cilerin canını daha çok sıkacak şeyler söylemeye başlıyor. Dediği şu: Bir kaynak, rekabet için ana bir unsur haline gelmiş ama stratejik avantaj sağlayamaz durumdaysa, kurumların yapacakları şey, bu unsuru riskten uzak tutmaktır, yani yokluğunun yaratacağı riskleri azaltmaktır. Dolayısıyla BT’ciler artık burunlarını, hiçbir katkılarının olamayacağı strateji gibi işlerden çeksinler, teknik bölümlerine, makina ve ağlarına dönsünler ve onların kesintisiz ve problemsiz işlemelerini garanti etsinler. Çünkü BT’nin esas yapması gereken, ilgili sistemlerin riskini azalmaktır, çünkü rekabette BTsiz yapılamaz. Ama strateji çok farklıdır ve BT’nin stratejiye bir katkısı artık olamaz. Bu yüzden Carr, BT yöneticilerine şu üç şeyi tavsiye diyor:

  • Daha az harcayın: Çünkü çok BT harcaması yapmak, stratejik avantajdan ziyade yüksek maliyet demektir.
  • Önden gitmeyin, takip edin: Moore kanununa göre ne kadar beklerseniz BT’yi o kadar ucuza alırsınız. Hem beklemek, sizi teknolojik olarak hatalı ya da hızlıca eskiyecek ürünlerden uzak tutar.
  • Fırsatlara değil hassas noktalara odaklanın: BT ile ciddi bir rekabet avantajı sağlanamayacağına göre, kurumlar BT yapılarını kesintisiz ve problemsiz çalıştırmanın yoluna bakmalılar, BT konusunda fırsatlardan çok örneğin güvenlik gibi sıkıntı çıkması muhtemel konulara eğilmeliler.

Bu yüzden BT yönetimi Carr’a göre artık sıkıcı bir iştir, çünkü maliyet ve risk yönetimine indirgenmiş durumdadır. Kurumların yapacakları şey, dolayısıyla, BT konusunda daha basit, faydacı ve tutumlu bir yol izlemektir.

Bu yazıda Carr’ın BT’ye rekabet ve strateji konusunda biçtiği rolü özetledim. İflah olmaz bir BT’ci olarak bu yazı beni doğal olarak düşünmeye sevketti. Şahsi ilgim, seçimlerim ve zevklerim bir yana, BT’nin gerçekte ne olduğu ya da ne olacağı bir yana. Bu açıdan Carr’ın makalesi her BT çalışanı ya da ilgilisi için çarpıcı, çarpıcı olduğu kadar da cevaplanması zor iddialar içeriyor. Hele Türkiye gibi Carr’ın BT hakkındaki hemen her iddiasını doğru çıkaracak, bir (teknoloji yönetimi yerine) teknoloji tüketimi ortamında yaşıyorsanız, Carr karşısında işiniz hayli zor demektir.

Daha sonra, Carr’ın düşüncelerinin oluşturduğu tartışma ortamında yapılan eleştirileri de aktaracağım.




Bu yazı toplam 985 defa görüntülenmiştir.