Düşünce Azığı: Outliers (Çizginin Dışındakiler)

Outliers (Çizginin Dışındakiler) –Bazı İnsanlar Neden Daha Başarılı Olur? – Malcolm Gladwell

MediaCat  9. Baskı – 2009 İstanbul

Malcolm Gladwell, Kanadalı aslıllı ve New York’ta yaşayan, bir araştırmacı, gazeteci ve yazar.  Gladwell, dördü de dilimize çevrilen, Tipping Point (Kıvılcım Anı) (2000), Blink (Düşünmeden Düşünebilmenin Gücü) (2005),  Outliers (Çizginin Dışındakiler) (2008) ve What The Dog Saw (Köpeğin Gördüğü) (2009) isimli, ABD’de çok satan kitapların yazarı. Yazar, her kitabında, hayatın tamamen içinde olan, herkesin bir şekilde az ya da çok bilgi ya da çoğunlukla his sahibi olduğu ama dile getirmekte zorlandığı bir konuyu ele alıyor,  kuvvetli gözlem ve delillerle anlaşılır hale getirip, sebep sonuç ilişkileri üzerinden giderek çözümlemeci bir yaklaşım sunuyor. Outliers’da da yaptığı, başarının bileşenlerini ele almak. Öncelikle Gadwell’in yaklaşımının, popüler kişisel gelişim kitaplarındakinden çok farklı olduğunu belirtelim. Gladwell, nasıl başarılı olabileceğinizi size öğretmeye çalışmıyor. Sadece, çok başarılı kişilerin hayatlarını ve başarı hikayelerini, kurduğu bir çerçeve içerisinde değerlendiriyor ve tezini doğrulamaya çalışıyor.

Gladwell Outliers’da dahiler, zengin ve güçlü avukatlar, rock yıldızları ve başarılı programcılardan yola çıkarak, “bireysel başarı” şeklinde ifade edilebilecek olan genel başarı algısının yanlış olduğunu ispatlamaya koyuluyor. Outliers’da iddia ettiği tez şu: Başarı, bireysel değildir. Başarı, ancak doğru şartlarda oluşabilir. Bu şartların pek çoğu ise kişinin elinde değildir, olsa olsa kişi, o başarıyı hazırlayan şartların içine doğar. Bu şartlar ise temelde zaman, toplum ve bu çerçevede ele alınabilecek olan imkanlar ya da şanslardır. Gladwell Outliers’ı, insanların başarıyı, başarılı insanların üstün zekalarına ve yeteneklerine atfetmelerini çürütmek amacıyla  yazdığını ifade ediyor. İnsanlar genel olarak, başarıda zirveye çıkmanın ancak çok sıradışı zeka ve yeteneğe sahip olmakla mümkün olduğunu düşünürler. Fakat Gladwell, normal bir zekaya sahip olduktan sonra başarı için bir bireyin yapabileceği tek şeyin çok çalışmak olduğunu vurguluyor. Peki çok çalışanların hepsi çok başarılı olabilir mi? Hayır olamazlar, çünkü, kişilerin doğduklarında kendilerini içinde bulundukları aile başta olmak üzere her türlü ortam ve zaman ile bunların sunduğu fırsatlar, onların başarılarında, zeka ve çalışmalarından çok daha etkilidir.

Outliers’in Türkçe çevirisi 224 sayfa ve MediaCat yayınları arasından 2009 yılından itibaren okuyucuya ulaşmış durumda. Kitap 9 bölümden oluşuyor. Akıcı bir dile sahip olan kitap, birkaç günde bitirilebilecek şekilde sizi kendine bağlıyor.

Kitabın ilk beş bölümü “Fırsat” başlığı altında, geri kalan dört bölümü ise “Miras” başlığı altında toplanmış. Fırsat kısmındaki bölümlerde başarılı kişlerin, nasıl fırsatlar dünyasına doğdukları inceleniyor. Miras başlığındaki bölümlerde ise atalar ve aileden gelen kültürel yapıların, başarıda oynadığı rol ele alınıyor.

Kitabın birimci bölümü “Matta Etkisi” başlığını taşıyor ve sosyologların “kümülatif avantaj” dedikleri olguyu, Kanada hokey ligindeki oyuncuların doğum tarihleri üzerinden açıklıyor. Kanada hokey ligi oyuncuları, ilkokuldan başlayıp devam eden okul liglerinde başarı gösterip sivrilen, en yetenekli oyuncular arasından geliyorlar. Ve Kanada okullarında o yılki hokey takımına seçilmenin yaş bakımından şartı, 1 Ocak’tan sonra doğmuş olmak.  Dolayısıyla takımda olan 1 Ocak doğumlu bir çocuk, aynı takımdaki 30 Aralık doğumlı bir diğer çocuğa göre çok daha gelişmiş ve yapılı oluyor.  Bu durum, bireysel liyakat prensibi üzerine kurulu olan bu sporda, en başarıların ezici  çoğunluğunun, yılın ilk aylarında doğmuş olanlardan çıkmasını sağlıyor. Ve Gladwell diyor ki, Kanada’da hokeyde ne kadar iyi olduğunuz ve ne kadar çok çalıştığınızdan daha önemli olan, yılın hangi ayında doğduğunuzdur.

Kitabın ikinci bölümünün adı “On Bin Saat Kuralı”. Bu bölümde Gladwell, doğru zamanda doğup, fırsatları değerlendirerek 10.000 saat çalışmış olma avantajını yakalayanların, şartların elverdiğinde, bu bilgi ve tecrübe ile, dallarında dünyanın en iyisi olduklarını vurguluyor.

Kitabın üçüncü ve dördüncü bölümleri “Dehaların Sorunu, 1. Bölüm” ve “Dehaların Sorunu, 2. Bölüm” isimlerini taşıyor. Gladwell bu bölümlerde, zeka ile başarı arasında bir zorunluluk ilişkisi olmadığını, dehaların hayatları ve onlar üzerine yapılan araştırmalardan yola çıkarak savunuyor. Yani yeterli zekaya sahipseniz, çalışmanız ve elinizde olmayan diğer şartların elvermesiyle, sizden çok daha yüksek zekaya sahip birinden pekala daha başarılı olabilirsiniz.

Beşinci bölüm, “Joe Flom’dan Alınacak 3 Ders”  başlığını taşıyor ve Avrupa’dan göçen yahudilerin, New York’ta nasıl zor şartlarda kendilerine yer edindiklerini ve yeni nesillerin, ailelerinin bu zorlu tecrübelerinin üzerine, zamanla, şartların değişmesiyle, oluşan fırsatları değerlendirerek nasıl başarıyı bina ettiklerini anlatıyor.

Altıncı bölüm “Kentacky, Harlan” başlığını taşıyor ve kültürel mirasın başarıdaki rolünü ele alıyor.

Yedinci bölüm “Uçak Kazalarına İlişkin Etnik Kuram” başlığını taşıyor ve pilotların içinde yetiştikleri kültürün, onlara empoze ettiği güç anlayışının, pilotların iletişim kurma biçimlerini nasıl belirlediğini ve bu durumun uçak kazalarının sebebi olarak nasıl ortaya çıktığını anlatıyor.

Sekizinci bölüm “Çeltik Tarlaları ve Matematik Testleri” başlığını taşıyor ve uzak doğuda, yüzyıllar boyunca, çok dar alanlarda ve çok dikkatli ve zahmetli çalışmalarla prinç yetiştiren insanların kültürü ile dillerinin, o topraklarda matematiksel zekanın gelişimini nasıl kolaylaştırdığı ele alınıyor.

Dokuzuncu bölüm “Marita’nın Pazarlığı” başlığını taşıyor ve ABD’de, sekizinci bölümde ele alınan kültürel yapıya benzer bir anlayışla kurulmuş özel yapıdaki bazı devlet okullarına kabul edilen ve bu fırsatın farkında olanların başarıya ulaşmalarını ele alıyor. Bu bölüm, başarının, ne sadece zeka ne de sadece çalışma ve yetenekle bina edildiğini, daha çok bir armağan olduğunu ve fırsatı değerlendirme güç ve soğukkanlılığını göstermeye bağlı olduğunu ifade ederek bitiyor.

Kitabın, “Bir Jamaika Hikayesi” isimli son sözünde ise yazar, kendi atalarını ve onlardan devraldığı mirası bize aktarıyor.

Gladwell’in kitaplarında sunduğu yaklaşım, bazı tekil olaylardan yaptığı çıkarımları genellemesinden dolayı eleştiriliyor. Bu anlamda kitabın bilimsel doğruluğu elde etmeye çalışmadığını söylemek gerekir. Dolayısıyla, kitap, doğruyu tam olarak ifade etmekten çok, doğrunun bir kısmını güzel bir şekilde ortaya koymuş olmakla övülebilir.

Kitap, bir cümlede özetlemek gerekirse, “başarılı insanlar yoktur, başarılı toplumlar vardır” fikrini güzel bir şekilde savunmaktadır.

Bu yazı toplam 2737 defa görüntülenmiştir.