Lost in Translation – Bir Konuşabilse

Dün, sakin bir Pazar akşamında, Trabzonspor – Fenerbahçe maçı öncesini çok güzel bir film ile değerlendirdim: Lost in Translation ya da Türkçe ismiyle Bir Konuşabilse. Başrollerini Bill Murray ile Scarlett Johansson‘un oynadığı filmin yönetmeni Sofia Coppola. Lost in Translation, yönetmenin ikinci filmi olmasına rağmen kendisine 2004 yılında en iyi senaryo dalında Oscar ödülünü kazandırdı.

Kendisini boşlukta ve amaçsız hisseden, çok ünlü ve orta yaşlı bir Holywood aktörünün, bir içki reklamı için Japonya’da geçirdiği üç-beş günü anlatıyor film. Kaldığı otelde karşılaştığı, felsefe mezunu ve çok ünlü bir fotoğrafçıyla, henüz çok genç yaşta ve ne istediğini bilmeden  evlenmiş, 24-25 yaşındaki bir kadının yaşadığı duygusal ilişki konu ediliyor. Aktörle kadın, otelin barında karşılaşıyorlar ve gezerek ve sohbet ederek birlikte vakit geçiriyorlar. Kızın sık ve meraklı sorularına sakin ve o yoldan en az bir kere geçmişliğin getirdiği olgunlukla cevaplar veriyor adam. Ve birbirlerine en son sahne hariç hiç itiraf etmedikleri bir sıcaklık doğuyor aralarında.

Böyle bir filmde beni en fazla etkileyen ve sevindiren şey, Holywood’da, duygusal bir kadın-erkek ilişkisini cinselliğe başvurmadan, sadece sevgi ve paylaşma düzeyinde resmedebilme yeteneğinin henüz ölmemiş olmasını görmemdi. Hatta hayata dair önemli sorular, evlilik ve anlamı ile çocuklar üzerine konuşmanın geçtiği bir oda sahnesi var ki mükemmeldi. Adam ve kadın yatakta, tamamen giyinik haldeler. Ve hayat üzerine sahip oldukları ortak endişeleri, duygusal ve sıcak sözcüklerle paylaşma dışında hiç bir şey yok aralarında, sırt üstü yatan adamın elini kadının ayağının üstüne koyması dışında . Belki de senaryoya Oscar verenleri en çok etkileyen sahne de buydu.

Filmde konu, saf güzellikteki genç bir kadının hayatı sorgulaması ve aklına takılanları, orta yaş krizindeki adamla paylaşması ve adamın az ve öz konuşmasınıyla ilerlerken, hikayenin, komik ve bazen ironik kültür farklılıkları ve Japonca-İngilizce çeviri problemleriyle süslenmesi, filmin, birlikte seyretmeye başladığım kızım ve kız kardeşim tarafından seyre değer bulunmasını sağlamadı ama. Sanırım gençler bu filmde çok az şey bulacaklar ama orta yaştakiler ise tadına bayılacaklar.

İçerikten ziyade her şeyde kabuğa önem veren yüzeysel Türk sinema isimlendirme geleneği ise yine konuyu alakasız bir noktaya çekip, filme sloganik bir isim vermekten çekinmemiş: Bir Konuşabilse. Mesele konuşmak değil ki, paylaşmak.

Mutlaka seyredin…

Bu yazı toplam 968 defa görüntülenmiştir.