Kararsızlar İçin Mac Klavuzu – Devam

3 küsür sene önce Mac kullanmaya başladığımda açıkçası bu kadar memnun kalacağımı düşünmemiştim. Önce 13″, i5 işlemcili MacBook Pro ile başladım sonra 15″ i7 işlemcili Retina ekranlıya geçtim. Yaklaşık 2 sene bunu kullandıktan sonra Aralık ayında aynı makinanın yeni modelini aldım. Şimdi RAM’i 16 GB olan Mac’im oldu yani.

Burada daha önce “Karasızlar İçin Mac Kılavuzu” başlıklı bir yazı yazıp, Mac deneyimim hakkında görüşlerimi paylaşmıştım. Orada da bahsettiğim gibi açıkçası benim için kullanım rahatlığı birinci planda geliyor. Maliyet tabi olarak hemen ardından ikinci faktör. Makinamda çalışırken, herhangi bir pürüz hissetmeden, yapmak istediklerimi bir duraklama, bekleme olmadan yapabilmem benim için çok önemli. Açıkçası danışmanlık ve eğitmenlik yaparken çok da fazla vakit ve enerji kaybına tahammülüm de yok. Dolayısıyla hızlı ve güvenilir çalışan ve benim vaktimi almayan herhangi bir sistem benim için mükemmel. Bu anlamda bir sistem ya da marka takıntım yok.

Pürüzsüz çalışma derken ne kastettiğimi bir örnekle açıklayayım. Geçen ay eski Mac Book Pro makinamı satılığa çıkardım çünkü yeni modelini aldım. Tabi olarak her yeni makina geçişinde eski dosyalar, ayarlar ve programları, yeni makinada aynen tekrardan kurgulamak gibi bazen haftalarca süren bir iş sizi bekler. İki makina arasında dosyaları kopyala, yeni makinaya uygulamaları kur, eski makinadaki ayarları yeni makinaya aktar vs. Örneğin tarayıcı bookmarkları ya da email hesapları, vs. vs.

Ben evimde backup amaçlı 3 TB Apple Airport kullanıyorum. Dolayısıyla makinam sürekli kendini buraya yedekliyor. Hatta bu Airport, yakınımdaki Mac’lerin de yedek yeridir :), bana gelince yedeklenirler. Eve yeni makinamı getirince, eski makinamdaki yapının bu yeni makinaya aktarılmasıyla ilgili yaptığım tek şey, yeni makinanın Airport’u görünce bana buradaki yedekten neyi almak istersin şeklindeki soruya bir-iki tık atarak cevap vermem oldu. Dosyaların aktarılmasını ama uygulamaların aktarılmamasını istedim. Bu aktarma 12 saat kadar sürdü sanırım çünkü akşamdan sabaha kadar zaman aldı. Uygulamaları aktarmak istemedim çünkü seçmece olarak yeni sürümlerini kuracaktım. Ve ben bu dosya aktarımını yaptıktan sonra, yeni makinaya hangi uygulamayı kurduysam, bütün ayarları ve gerekli dosyaları hemen kullanıma hazırdı. Hatta tarayıcıların sakladığı cookieler ve kullanıcı adı ve şifre bilgileri bile, eski makinamda olduğu gibi burada geçerliydi. Yeni kurduğum uygulamaların lisansları zaten hazırdı, uygulamayı kurdum, lisans bilgilerini girecekken, baktım lisansı geçerli. Apple Store’dan indirdiğim uygulamaları da otomatik olarak indirdim makinama. Dolayısıyla aldığımın ertesi günü tüm emaillerim, dosyalarım ve uygulamalarımla makinamdaki ortam aynen eski makinamda olduğu gibi kullanıma hazır bir haldeydi. Profesyonel bir yazılımcı başka ne ister ki?

Bu arada müşterilerimdeki ortamlardan dolayı Windows, Unix ve Linux ile çalışmaya devam ediyorum. Unix ve Linux’de bir problem yok, onlar zaten son derece güvenilir bir şekilde davranmaya devam ediyorlar ama Windows hala problemli. O da açıkçası, alıştırdığı gibi, kör topal çalışmaya devam ediyor. Hatırlıyorum, geçen senenin başında i7 işlemcili 16 GB RAM’li Toshiba marka iyi bir laptop almıştım ve eve gelip de kurulumunu yaptıktan sonra IE’yi ilk açışımda crash olmuştu ve makinayı tekrardan başlatmam gerekmişti. Windows 8.1 çalıştıran bu makinadaki IE’yi çok kullanacağımdan değil, sadece hızlıca Chrome ve Firefox gibi tarayıcıları hemen indirmek isteğimden olmuştu tüm bunlar 🙂 Mac kullanmanın bence Windows kullanmaya göre, gerek günlük kullanımda gerek ise profesyonel kullanımda neresinden baksanız %20 ile %40 civarında üretkenlik farkı sağladığını düşünüyorum ben. Bunu herhangi bir ölçüme ya da analitik modele göre söylemiyorum tabi ki, sadece hissiyatım bu yönde.

Bu yazıyı okuyanlar muhtemelen Apple’ın çok aç gözlü olduğundan dem vuracaklar ve “her şey için para istiyor” şeklinde eleştirecekler. Haksız değiller, çünkü Apple bir kapitalizm kültürünün çocuğu. Bildiğimiz, aklınıza gelen bütün teknoloji şirketleri gibi, Microsoft gibi, Google gibi, Oracle gibi. Tüm bu şirketlerin kapitalizmin kurallarını uyguladıklarında bir şüphe yok, amaç öncelikle kazancı arttırmak. Bu noktada rekabette öne geçmek için farklılığı, kaliteyi ve maliyeti optimum yönetmeleri gerekli. Kimisi iyi yönetiyor kimisi kötü, ya da daha doğru ifadeyle, tamamen insan odaklı bir pazardan bahsettiğimize göre, ihtiyaçlarımızın çok sık değişmesi gerçeğini göz önüne alırsak kimisi bu stratejileri doğru kurguluyor bir t zamanında ama bir başka zamanda yani t1’de bu kurguyu olması gerektiği gibi eviremiyor, dolayısıyla kapitalist döngüde aşağılara kayıyor. Ben Mac kullanımımda 3 OS geçişi yaşadım, ilkine sanırım $10 gibi bir rakam ödemiştim, son ikisine hiç bir şey ödemedim, çünkü bedava geldi yeni OSler. Öte taraftan farklılığı pahalı sunmak bir stratejidir, pahalı arabalar, pahalı giyecekler, pahalı saatler vs. gibi. Her pahalı her zaman farklı ve kaliteli olmayabilir ama her farklı ve kaliteli muhakkak pahalıdır.

Bu noktada ben Apple’ın oluşturmuş olduğu eko sistemden son derece memnunum. Telefon olarak iPhone kullanıcısı olduğum gerçeği de göze alındığında, çocuklarıma ve sevdiklerime de benzer eko sistem kurmam, benim yakın çevremle olan irtibatımı, paylaşımımı ve onların bilişim altyapılarını yönetmemi çok kolaylaştırıyor. Örneğin, dönem arasından faydalanarak Türkiye’ye gelen kızım da bir Apple (iPhone ve Mac Air) kullanıcısı. Dolayısıyla onun sorularına cevap verebilmem, makina vs.sindeki sorunları hızlıca giderebilmem vs. hep aslında bu pahalı eko sistemin bana kazandırdıklarından başka bir şey değil.

Herkesin tercihine saygım sonsuz ama Mac düşünenleri çok rahat bir çalışma ortamı bekliyor.

Bu yazı toplam 1349 defa görüntülenmiştir.