2010 Oracle Java Yaz Kampı

Geçen yaz, İnomera’dan Kaan Bingöl’ün girişimine Oracle’ın destek vermesiyle, İstanbul Çamlıca’daki Oracle Partner Hub’ın güzel eğitim ortamlarında üç grup olarak P.tesi-C.tesi arası, haftada 6 günden 3 hafta, yani toplam 18 gün Java eğitimi yaptık. Aslında eğitimden çok sanki bir kamptı, çünkü çok eğlenceliydi.

Üniversitelerde öğrenci olan arkadaşların katıldığı eğitimlerde önce temel Java, yani Java SE, sonra Java EE’nin web bileşenleri, yani Servlet-JSP-JSF teknolojileri ve çok kısa, farkındalık kazandıracak seviyede de JPA, XML gibi teknolojileri ele aldık. 3 haftalık eğitimin ilk iki haftasında pratik uygulamalarla desteklenmiş teorik eğitim yaparken, son haftasını bir ATM uygulamasını, öğrendiğimiz teknolojilerle gerçekleştirecek şekilde proje üzerine çalışarak geçirdik. Kafayı kırıp, uykusuz gecelerde kod yazanlardan projesinde JSF ve/veya JPA kullananlar olduğu gibi daha mütevazi davranıp, servlet, JSP ya da servlet-JSP ile veri katmanında JDBC kullanan arkadaşlarımız da vardı.

Öncelikle ben çok eğlendim. Katılanların da eğlendiğini biliyorum. Her eğitimde olduğu gibi bu eğitimde de çok şey öğrendim. Hem Java hakkında hem de “insan-Java” ilişkisi hakkında çok şey gözlemledim. Dahası, hayatlarının baharında olan bu enerjik gençlerin, bir programama dilini, nesne-merkezli yapıları nasıl ele aldıklarını yakından görme fırsatım oldu. Oracle’ın Partner Hub’ının gölgelikli bahçesinde öğle yemeği yerken sohbet etmek, sohbet ederken de pek tabi olarak, 2 Türk’ün biraraya geldiğinde daldığı, hararetli “ne olacak bu ülkenin hali” tartışmalarından “Java, .NET’i nasıl döver” tartışmalarına kadar pek çok şeyi de ele aldık :).

Gençlerin, “hocam üniversiteyi bitirince master yapalım mı” sorularına, master yapmanın şahsi gelişim açısından çok güzel birşey olduğunu belirttikten sonra, “Türkiye’de yapıldığı şekliyle, bir programcı olarak kariyer sahibi olmak istiyorsanız”, okuduğunuz üniversite ya da üniversiteye girerken, ÖSS’de (artık ÖSS’de kalmadı ya, benim zamanımda ÖSS ve ÖYS idi ve ben orada kaldım 🙁 ) elde ettiğiniz “ilk yüze girmek girmek” gibi başarıların pek önemli olmadığını,  ülkemiz BT piyasasında bir programcı olarak çalışırken, bırakın masterı, lisans eğitiminde görülen bilgilerin bile hemen hiçbirinin kullanılmadığını, yapılan yazılımların pek çok zaman, aslında, “akıllı bir lise mezunu”nun yapacağı seviyede olduğunu, onları hayal kırıklığına uğratmak pahasına anlattım. Tabi aynı enerjik gençlerin bu enerjilerinin, üniversitelerimizde nasıl boşa harcandığını da gözlemledim. Zihinleri keskin olan bu gençlerin enerjilerinin, ıvır zıvır detaylarla nasıl boşa akıtıldığını, doğru konumlanmış hedeflere sahip olmadan, kafalarının, nasıl, envay çeşit ve birbirinden kopuk ve henüz bilgi seviyesine çıkmamış malumatlarla doldurulduğunu,  üniversiteden mezun olma durumuna geldiklerinde, programcı olmayı arzulayarak girdikleri bölümlerinden nasıl kaçar hale geldiklerini de gözlemledim. Bu da geçen yazın acı tarafıydı. Bu gençlerin bazılarının ufuklarını belirlemede biraz yardımcı olabildiysem ne mutlu bana.

Sonrasında, bu çalışma ile ilgili, İnomera’dan Kaan Bingöl bey, Oracle’dan Pınar Rua Aksu hanım ile benim katıldığım bir söyleşi, LinkPlus’ın Ocak-Şubat-Mart 2011 sayısında yayınlandı. Dergiye buradan ulaşabileceğiniz gibi sadece söyleşiye de buradan ve buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca katılımcılardan İsmail Demirbilek de, blogunda iki yazıyla, burada ve burada bu eğitimden bahsetmiş ve arada beni de “Java dersini eğlenceli hale getirebilen ilginç birisi” cümlesiyle anlatmış 🙂 Java zaten eğlenceli olduğu için çok da zor olmadı aslında İsmail :).

İnomera, böyle Java kamplarını zaten bir süredir, mütevazi imkanlarıyla düzenlemekte. Esasen İnomera bunu, hem BT piyasasına bir hizmet hem de kendine, enerjik ve temel bilgi donanımı tam olan insan kaynağı bulmak amacıyla yapıyor. Bu çok güzel bir uygulama. Etrafta fellik fellik “Javacı” arayanlar da keşke böyle faaliyetler yapsalar, destek verseler de yetişmiş insan açığımız kapansa. Oracle’ın yaptığı da benzer şekilde çok güzel. 2000’li yılların başında, Türkiye’ye döndüğümde, Java’nın yaratıcısı olan Sun ile ilgili algının ne durumda olduğunu görünce çok şaşırmıştım.  Oracle, uzun süreden beri, bir  “veri tabanı” şirketi olmaktan çıkmakta. Sun’ı satın alıp Java’nın hamisi olması da bu sürecin bir parçası. Dolayısıyla ülkemizde gerekli Java bilgi ve becerisinin oluşmasında kendisine büyük sorumluluk düşmekte. Bu vesile ile hem İnomera’ya hem de Oracle’a kocaman bir teşekkür ediyorum.

Şimdi, bu yaz hem Oracle hem de İnomera, benzer içerikli bir programı tekrarlayacaklar. Ve ben yine gençlerle buluşacağım, yine çekingen ve meraklı sorularla başlayan, sonrasında her türlü espri ve kahkahayla devam eden sohbetlerin içinde olacağım :).

Bu yazı toplam 1246 defa görüntülenmiştir.