100 Yazı…

Biliyorum ben tembel bir adamım… İlk yazımı 29 Ekim 2009’da yayınlamışım, yani blogu açalı 4 seneden fazla zaman olmuş ama ben 100. yazımı henüz yayınlayabildim.

İlk yazıma beklendiği gibi “Evet, bu benim ilk yazım.” diye başlamışım, çok sıradan ve klasik bir adamım ben belli ki. İlk yorumu da canım oğlum yapmış: “Ben C’le basladim Computer Science egitmime ama Java’yla devam etmek istiyorum. Hayirli Olsun.” Çok komik değil mi? Gerçi sonra kendine daha uygun bir dal buldu ve ekonomist oldu 🙂

Bu blogu açarken daha çok Java ve yazılım üzerine yazmayı planlıyordum bu yüzden alt başlık olarak “Java üzerine ne biliyorsam” demiştim ama sonrasında onu “Yazılım, Java, BT, azıcık felsefe, biraz mizah…” olarak değiştirdim, sanırım bu alt başlık beni daha fazla ifade ediyor.

Evet, Java ve yazılım üzerine yazmayı hedefliyordum ama blogtaki en fazla ilgi çeken yazım, daha doğrusu yazı, psikolog Esin Acıman’dan aldığım “Erkekler için aşk ciddi konudur” oldu 🙂 Sanırım bu yazıyla birlikte benim blogum, erkekler hakkında tüyolar almaya çalışan yeni yetme kızların bir numaralı uğrak yeri oldu. Google’dan gelen şu aramalara bakın:

  • erkek ne zaman cok sever
  • aşık bir erkek ne ister
  • turk erkekleri ciddi mi
  • erkeğe taviz vermemek

Örneğin Google aramalarında “aşık bir erkek ne ister” ve “turk erkekleri ciddi mi”de 1. sırada, “erkek ne zaman cok sever”de 5. sırada, erkeğe taviz vermemek”de 6. sıradayım. Sen Amerikalara git oku, GE’de Java kodu yaz, sonra ülkeye dön, 40 küsür yaşına gel hala Javacıyım diye geçin, Ortadoğu ve Balkanlar’ın en kurt Javacısı ol, sonra blogun Güzin ablaya dönsün. Aslında kadın-erkek üzerine gelen aramaların bir kısmını filtrelerim tabi, aslında olay tam Haydar Dümenlik 🙂

Bilmek ve paylaşmak hayatta en çok sevdiğim şeylerden. Paylaştığım şeylerin insanlara faydalı olduğunu görmek çok güzel. Bunu gelen yorumlardan anlıyorum. Örneğin bir okurum

“Java ya merak saldığım şu günde ilk olarak sizin yazılarınızda tanışmam benim için büyük şans oldu. 10 senedir yazılımla uğraşmama rağmen her “hello world” yazdığımda “ben bu dili öğrendim” dememin ne kadar trajikomik olduğunu ve Java gibi bir dilin nasıl “öğrenilmesi” gerektiğini açıkladığınız için çok teşekkür ederim. İstanbul da olsaydım muhakkak tanışmak ve yüzünüze ders almak isterdim. Samimi güzel paylaşımlarınızdan dolayı tekrar teşekkür ederim. Antalya ya yolunuz düşerse tanışmayı ve birere dumanı üzerinde Java kahvesi içmeyi çok isterim. Bol Javalı günler dilerim”

demiş. Bir diğeri ise

“Akın Bey Java’ya başlamak ve izlenecek yolu belirlemek açısından yazmış olduğunuz tüm yazılar gerçekten çok başarılı. Anlatım dilinizin anlaşılırlığı ve Türkçe’yi düzgün kullanışınız konunuzdaki uzmanlığınız ve eğlenceli anlatım tarzınız yazılarınızı değerli birer hazine haline getiriyor. “Bilgi paylaştıkça çoğalır” felsefesinin ete kemiğe bürünen halini görmüş oluyorum sayenizde. Yeni başlayanlar ve başlamış olup da işin içinden çıkamayanlar için çok çok faydalı yazılarınız var. Yazılarınızı büyük bir heyecan ve ilgiyle takip ediyorum. Kendim ve tüm okurlar adına size çok teşekkür ediyorum.” demiş.

Sağ olsunlar yazdıklarımdan faydalanan insanlar var, aralarında şakacılar da var 🙂 Örneğin, blogumun ilk hali, güzel ama koyu ve açık ayrımı sert olan bir temaya sahipti. Bazı arkadaşlar haklı olarak bundan rahatsız olmuşlardı:

“Arkadaşım sen şimdi bu yazıyı okumamızı mı bekliyorsun bizden. Siyah zemin üzerinde gri yazı yazmışsın, ve puntosu çok düşük. Okurken gözlerim kızarıyor. Kafamı başka yere çevirdiğimde görüş alanımda sayfanın izleri kalıyor.

Tamam estetik durabilir ama hiç kullanışlı değil. Gözleri çok yoruyor.” demiştir bir okur. Bir diğeri ise

“Üstat yazı çok güzel ancak renk konusunda lütfen beyaz üzerine siyah kullanınız. Kör olduk” demiş. Ben de bu şikayetlerin gereğini yerine getirip temamı daha basit ve okunur hale getirdim, şu anda bu temayı görüyorsunuz.

Yazmak kolay değil. Hele benim gibi idealist ve mükemmeliyetçi iseniz, bir yazıyı yayınlamadan üç-beş defa okuyorsanız, ciddi zaman veriyorsunuz demektir. Çünkü benim için ne yazdığım kadar nasıl yazdığım, nasıl anlattığım, ne kadar anlaşılır olduğum da bir amaç. Zaman zaman gözden kaçanlar olmuyor mu, tabi ki oluyor. Eminim bu yazıda da yazım ve anlatım hataları vardır. Bazı arkadaşlar bu konuda beni uyarıyorlar, örneğin bir arkadaş,

“Hocam okuduğum kadarıyla Türkçeye ve dil bilgisine önem veriyorsunuz. Uyarmak istedim pür meal yerine pür melal olacak galiba. iyi çalışmalar” demiş. Benzer konuda bir başkası da

““Türkçe’ye nasıl başlarım? Türkçe’yi nasıl öğrenirim” konulu yazınızı bekliyoruz. En azından onu öğrenmeğe değil de öğrenmeye çalışın.. :)” demiş. Bu da uslüp farkı sanırım.

Yazmak güzel bir şey. “Çünkü yazmak da bir eylemdir.”

Okuyanımızın, düşünenimizin ve yazanımızın daha çok olduğu bir dünya diliyorum…

Bu yazı toplam 993 defa görüntülenmiştir.